BENİ CENNETE GÖTÜR

Yeni filizlenmiş buğdaylar
Kar kokusu geliyor dağların arkasından
Rüzgar üşümüş
Sarılıyor kollarıma
Sararmış yaprakları hatırlıyorum
Gülüyor yüzüm
Uzaktan sesi yaklaşıyor
Çoban ve yiğit bir köpeğin
Sular da üşümüş
Eski ahşap köprü de
Yeni kurumuş yol
Eziliyor bastıkça
Eski ceketimin cebinde
Mevsimin son iki mantarı
Yüzüm gülüyor
Eski bir Çerkez evi karşılıyor beni
Balkondaki sobanın üzerinde
Kocaman bir demlik kaynıyor
Akşam olmuş usuldan
Radyoda bilmediğim tanıdık bir nağme
Yüzüm gülüyor
Sobanın karşısına oturuyorum
Isınıyor rüzgarlarım
Tıslıyor demlik
Köpürüyor mantarlar
Tuzunu höpürdetiyorum
Bir parça ekmek de üşümüyor artık
Tereyağı ve küp çökeleği
Eriyorum şekerle birlikte
Eski cam bardağı öpüyorum
Yüzüm gülüyor
Gece çöküyor ve lambalar yanıyor
Şiirdeki gibi
Pervane oluyor sarısına bir kelebek
Radyo biraz daha ağlıyor
Çay da ağlıyor
İç çekiyorum
Tatlı bir hüzün doluyor içime
Uzaklardan ışıkları göz kırpıyor
Artık adını bildiğim köylerin
Köpekler havlıyor
Kurbağalar ve cırcır böcekleri
Kürdili hicazkar ve toprağın kokusu
Birer sigara tellendiriyoruz
Yüzüm gülüyor
Zaman dursun istemez mi insan
Zaman dursun
Çünkü sen varsın yanımda
Güneş yine doğsun
Soba yine yansın
Kar yağsın buğday filizlerinin üstüne
Sonra bahar yine gelsin
Sarışın çiğdemler açsın
Çocuklar kuzuları kovalasın
Babalar düdük yapsın kavak dalından
Çay kokusu gelsin
Salkım söğütlerin gölgesinden
Hep kırlangıç serçe hep leylek
Saman sıcağı ve Temmuz kokusu
Yine sararsın yapraklar
Yine düşsün su
Nihavent de olur fark etmez
Ama zaman dursun
Yoksa bu kadar güzel olur muydu
Sahi sen olmasan bu kadar güzel olur mu
Bu hüzün, ciğerlerimi yakan bu hüzün
Hatıralar ve hayaller
Yüzümün gülmesi
Toprağın kokusu
Şiirin ürpertisi
Kalemin güzelliği
Çayın huzuru
Yüreği çarpan kızlar ve serçeler
Çeşmelerin buz gibi akan suyu
Hatta arabalar ve kocaman binalar
Hatta karşı kıyının vapuru
Ve yüzümün gülmesi
Zaman durmaz bilirim
Şairin anlattığı gibi
Gençlik de gelmez
Ama bilirim, ne olursa olsun
Senin kalbin ferahtır
Yüzünü de sabaha çevir
Ne tasa keder varsa
Serçe tüyünden ağır
Doldurup ceplerine
Gelip yanıma otur
Avunuruz bir tutam tütüne
Gah nihavent hicaza
Sonra zaman da durunca
Beni Cennet’e götür.