Karşı kıyıdan sensiz gelen sesler
Dünyaya alışamamış
Yaşlı bir adamın çabası
Yarenlik ediyor
Haddini bilmez sözlerime
Aklımda fikrimde
Bu dünyadan saymadığım
Bir siyah inci
Sırtımdaysa pişmanlığa müptela
Uslanmaz bir çocuk
Edepli bir zahidin işi
Hızır da kim bilir nerededir
Aşkı ne bilirim ki
Vuslatı ne bileyim
İstanbul’a erken geldi kış
Yoksa yazmayı ne bileyim
Okumak emredilmişken
Serçe yuvası
Göğüs kafesi
Ayrılık acı
Yar da zarafet demek
Yoksa cüreti ne bileyim
Ateş dumansız ve hünerli
Talihe sabırsızım
Dosta kederli
Boş verir zaman
Sızlanan hastalara
Derde düşen gönüller
Yol gösterdi diye
Başka yolu yok
Yoksa umudu ne bileyim
Altıncı günün kitabına
Yazılmışsa adım
Yuh olsun bana
Sürmezse atım
Piyade ceketli
Aynadaki adam
Yaylı oklu kılıçlı
Atmıyor adım
Döner dururum bir kuyunun başında
Aya baksan Cibril’in vakti geçmiş
Cezire-i meşhurun
Müjdeleri katlanmış
Sandık kokusu örtmüş beklemeyen ne varsa
Bir hamal ki afiyet olsun
Beklemeyi yüklenmiş
Düşünmez yatak döşek
Yeter ki nefes yansın
Bu şiir de öyledir
Merhamet aksın
Adet bozulsun
Yeter olsun
Ensemden tutsun
Çöllere atsın
Kitap da öyle kalsın
Akşam vakti gelmeden
Mehdi buyruk vermeden
İsa yere inmeden
Güneş geri dönmeden
Annenin telaşı göğe çekilsin
Baba gururunu hediye bilsin
Ceplerim delinsin
Taşlarım dökülsün
Kardeşlerimin elinden tutup
Perdeleri yıkansın
Mürşidim çoktur
Ellerim paktır
Dediğim tektir
Safım da ilktir
Dört cihetten okuyup
İstediğin söyleyip
Akılları durdurup
Kitap doğru söylesin
