ACI CİN BİBERİ TURŞUSU

Neredeyse tam bir yıl önceydi. Aslına bakarsan o günden bu güne bir hicri yıl tamam oldu ve ben yine Ankara’dayım. Soğuk ve karlı bir aralık akşamı. Bu sefer kaldığım otel daha iyice. Cam kenarına bir sehpa ve bir koltuk koymuşlar. Odada bir de elektrikli su ısıtıcı var. Bir bardak sallama çay içtim, şimdi de kahve içeceğim.

Olanları düşünüyorum kaç gündür. Kendimi kötü hissediyorum. Sanki sana varlığımla rahatsızlık veriyormuşum gibi geliyor…

Yazdığı son cümleyi sildi. Bir müddet, nasıl ifade edebileceğini düşündü. Kahvesinden içti bu arada. Kahvenin tadı biraz duru geldi. Biraz daha kahve eklemesi gerekiyordu fakat içine girdiği melankoli bozulmasın diye yerinden kalkmaktan vazgeçti ve yazmaya devam etti.

… Kendimi kötü hissediyorum. Senin yüzünden acı çektiğimi düşünüyorsun ve bu da seni üzüyor,biliyorum. İnan senin üzülmeni hiç istemem. Sen üzüldükçe benim acılarım artar. İstemiyorsan bir daha karşına çıkmam. Gözünden ırak olayım ki gönlün de tamamen unutsun beni.

Durdu ve yazdıklarını baştan okudu. İçerisine düştüğü romantizm ve arabeskin farkında değildi. Soğuk ve karlı bir kış gününde sıcacık bir bataklığa düşmüş gibiydi. Kurtulması pek mümkün görünmüyordu. Zaten bataklığa düşen birinin kurtulmasının tek yolu birisinin çekip çıkarmasıdır. Buradaki sıkıntı ise o bulunduğu durumdan memnundu. Yazdıkları sanki tam da yazması gerektiği gibiydi. Devam etti.

Sen beni unut. Yeter ki kalbin rahat olsun, yeter ki sen zerre kadar bile olsun üzülme. Ben de zamanla alışırım. Hayat öyle efsunlu ki, bir zaman sonra şairin dediği gibi bir adın kalır geriye. Bu, çocukken geçirdiğin kazadan dolayı vücudunda kalan bir iz gibi. Ne çektiğin acıyı hatırlarsın ne de bunun nasıl olduğunu. Sen beni merak etme. Ben acı çekmekte çok hünerliyimdir. Tek fark bu seferkine alışmam biraz daha zor olacak.

Yazdıklarını tekrar okudu. Aslında bu yazdıkları, üzülmesini istemediğini iddia ettiği kişiyi oldukça üzecek bir yazıydı. Üzülmesini istemiyorsa ve bir daha karşısına çıkmayınca her şey çözülecekse, bir daha karşısına çıkmazdı. Aslında bunu fark etti ama hemen görmezden geldi. Acısı katmerlensin diye de arka arkaya yudumlar aldı kahvesinden ve hemen arkasından bir sigara yaktı.

Kendini iyice havaya soktu. Tekrar yazmaya başlayacaktı ki odasının kapısı çaldı ve “Taha! Uyudun mu lan?” diye seslendi kapıyı çalan. Yüzünü buruşturup başını devirdi. “Geldim!” diye seslendi ve gidip kapıyı açtı.

Arkadaşı içeri girdi hızlı adımlarla ve telaşlı bir sesle konuşmaya başladı.

– Abi plan değişti. Eğitimi sabah sekize almışlar. Kayıtları yenilememiz gerekiyo.

– Aptal mı bunlar? Bu saatte mi söylenir bu?

– Abi bilmiyor musun yeni kızı, her şeyi birbirine karıştırıyor. Ne diyeyim.

– Hülya’ya adam gibi yapsalardı zamını… Kız cadı gibiydi vallahi, her işi çözüyordu. Bin lira için bize çektirdikleri sıkıntıya bak. Ya haberimiz olmasaydı. Resmi iş olduğunu bilmiyorlar mı arkadaş?

– Ya tamam neyse. Hah bilgisayar da açıkmış hemen halledelim iki dakka.

– Hop hop! Dur bi, mail yazıyodum.

– Yazarsın oğlum yine, yemedik mailini.

– Okumaa!

– Ne iş çeviriyorsun lan sen.

Gelen arkadaşı Taha’nın yazdıklarını okumaya başladı. Taha hemen gelip okumasına engel olmaya çalıştı. Bir elyle ekranı kapatmaya çalışırken diğer elşyle de sayfayı kapatmaya çalışıyordu. Arkadaşı Taha’yı kollarından tutup geriye doğru itti. Taha yatağa düştü. Kalkıp tekrar hücum edecekti ki arkadaşı işaret parmağını Taha’ya çevirerek tehdit bildiren işareti ile onu durdurdu. Taha kaşlarını kaldırıp yüzünün bir tarafını gererek omuz silkti.

– Kime yazıyrsun bunları, Kader’e mi?

– He! Kader’e yazıyorum ne olmuş.

– Oğlum sen mal mısı?

– Biz senin gibi çapkın değiliz aslanım, biz de böyle seviyoruz işte.

– Tam ağzımdan bir şey çıkıyodu ha! Ne alaksı var ulan it. Ben çapkın mıyım?

– Değil misin?

– Seviyormuş! Yesinler senin sevmeni. Senin bu kızı sevdiğin falan yok.

– Nasıl yok, bilmesen var ya…

– Yav tamam, seviyorsun da, abi bu ne Allah aşkına liseli aşıklar gibi. Yok sen üzülme ben üzülürüm falan.

– E öyle abi.

– Mal mal konuşma. Tamam öyle, eyvallah ama bu söylenecek şey mi? Kız senin onu sevdiğini biliyorsa bunun böyle olduğunu zaten bilir. Bu ne başına kakar gibi. Hasta adama ikide bir nasıl oldun demekten farksız. Hem bu üslup ne oğlum. Oldu olacak bir de Müslüm şarkısının sözlerini yaz sonuna.

– Ben senin gibi değilim ki birader. Anlamam bu işlerden. Filmlerden ne görüyorsak o.

– Allah’tan gördüm de…

– Eee, ne yazacam.

– Hiçbir şey. Hem niye yazıyorsun ki?

– Kız benim yüzümden işten ayrılır diye korkuyorum.

– Niye ayrılsın oğlum işten.

– E sürekli aynı ortamda olacağız. Sürekli rahatsız gergin bir ortam. Off!

– Saçmalma yav. Kader akıllı kız. Senin de onu ha bire rahatsız etmeyeceğini bilir.

– Niye rahatsız edeyim ki?

– Yav genelde öyle olur. Ayrılan (sırıtarak) daha doğrusu terk edilen erkekler sürekli laf atmalar, göz hapsinde tutmalar, aynı ortama girmeye çalışmalar falan, rahatsız ederler yani. Kader senin böyle şeyler yapmayacağını bilir zaten ama şu maili okuyunca ben de bi şüphelenmedim değil hani. Vallahi hakikaten bu maili yollasaydın asıl o zaman sıkıntıya sokardın ortamı.

– Abi brn çok seviyorum bu kızı ya!

– Sev oğlum, sev! Sana sevme diyen yok ki. Birinin birini sevmesine kim karışır. Sev ama seviyorsun diye onun da seni sevmesini bekleyemezsin.

– Ne zor işmiş bu birader yav.

– Abi zor mor değil. Hep bu arabesk yüzünden oluyo bunlar. Dinleme şu zıkımları artık.

– Ne alakası var ya!

– Çok alakası var. Ha bire hayata kahredip duruyorsunuz. Hiçbir şeyden memnun değilsiniz. Oğlum olgunluk gösterin lan biraz. Ne var yani bir arada duruyorsanız. Kendine hakim olamayacak kadar zayıf mısınız?

– Demesi kolay.

– Bak güzel kardeşim. Aşk güzel şeydir. Sen iyi bir adamsın, güzel bir adamsın, zekisin, titizsin, detaycısın, kolay kolay bir şeyi beğenmezsin. Senin gibi bir adam o kadar kızın içinden Kader’i sevdiyse emin ol o bunda dolyı gurur duyuyordur. Bak buna emin ol. Fakat sevgi başka bir şey. Seni gerçekten sevdiyse zaten dönüp dolaşıp sana gelir. Ama sevmediyse de yapacak bir şey yok. Sen mükemmel bir insansın ama sevgi de öyle bir şey değil işte.

– Off bilmiyorum.

– Yav hasta etme adamı. Neyi bilmiyorsun?

– Ya birader, ben bu kızı seviyorum tamam mı? Aynı ortamda olup da nasıl ona bakmayayım, nasıl etkilenmeyeyim, senin dediğin olacak iş mi?

– E bu yazdıkların ne it?

– Ne alakası var birader. Ben işte gideyim diyorum.

– Lan oğlum başkası olsa uğraşmam yeminle, sen nasıl fark etmiyorsun bunu aklım almıyor.

– Bana göre çok mantıklı.

– Bak beni iyi dinle. 1- Seviyor olman onun da seni sevmesini gerektirmez. Sevmenin kendisi güzeldir zaten. 2- Kızın üzülmesini istemiyorsan yapman gereken şey normal davranmak ki zaten HERŞEY NORMAL. Bu işler böyledir. 3- Olmazsa olmaz diye bir şey yok. Bu aşk değil saplantıdır. Sonradan yaratılmış hiçbir varlık olmazsa olmaz derecesinde sevilmez. Çünkü bu zaman ilahi aşka ulaşılacak zaman değil. Ulaşamazsın. O yolda müstakim kalamazsın. İmanını koru yeter. 4- Siz olgun insanlarsınız. Bunlar olur yani. Küsersiniz, barışırsınız. 5- bu senin yaptığın aşırılık. Hiçbir şeyin aşırısı fayda getirmez, hele bu zamanda. 6- Aynı zamanda bu yaptığın hareket Allah’a isyandır. Neden onunla olmamı sağlamıyorsun diye isyan etmek bu. Bunu yapmaya devam edersen olacaksa da olmaz.

– Hangimiz abartıyor acaba. Atla deve değil abi. Hem kızlar böyle şeyleri severler.

– Kader öyle bir kız değil abicim.

– Ulan! Sen de mi Kader’i seviyorsun?

– Allah seni bildiği gibi yapsın. Ne halin varsa gör. İt… İtsin oğlum it.

Arkadaşı sinirle odadan çıktı. Taha da patavatsızlığından dolayı kendini rahatsız hissetti. Fakat arkadaşının anlayışlı biri olduğunu, ertesi gün öfkesinin geçeceğini de biliyordu. Bir sigara yakıp bilgisayarın başına oturdu. Yazdıklarına baktı. Bu sefer hatasını görmezden gelememişti. Yazdıklarını sildi.

Sigarasını söndürüp pencereyi açtı. Kar kesilmiş hava iyice soğumuştu. Soğuk hava yüzüne çarparak odanın içine doğru süzüldü. “Ah hayat!” diye iç geçirdi. Pencereden dışarı baktı. Binaların damlarındaki karlara baktı. Karın huzur veren görüntüsü yüzüne istemsiz bir tebessüm eklemişti. Aklına Andrey Rublev’deki İsan’nın kar yemesi geldi. “Hüzün” diye mırıldandı. Pencereyi kapattı önce, sonra bilgisayarı kapattı sonra da ışığı söndürüp sırt üstü yatağa uzanıp ellerini başının altında birleştirip, sokaktan sızan ışığın aydınlattığı tavana baktı. “Mutluluk şükretmektir. Hüzün de dönerin yanındaki acı cin biberi turşusudur” dedi. Sessizce bir kahkaha attı. Gözlerini tam kaptmıştı ki telefonundan bildirim sesi gelmesiyle gözlerini açtı. Telefonu alıp gelen mesajı okudu gülümseyerek. “Kayıtları yenilemeyi unutma… it herif”