Artık eskimiş kiralık evler hatırlıyorum
Toprak çatılı kerpiç binalar
Nasıl yıkılmadığına hayret ettiğim barınaklar
Sonra dev masallarından fırlamış
Garip güzel renkli küçük pencereler
Tepesine siyah aynalar üşüşmüş
Ve toprağını beğenmeyen şehirler
Kuru yaz günlerinde
Güneşin giremedeği serin odalar
Öğle uykusuna yatmış
Koynunda bir ömür saklı
İmanlı bir kocakarı
Beyaz gecelerde havalanırken
Hiç hesapta yoktu daha
Yirmi sene sonra yanacak
Ciğerlerimin dumanı
Yolları da kötü bir film gibiydi
Birden içimi kaplar tuzlu bir su
Can havli çöker üzerime hiç yoktan
Eski binaların karanlık sokaklarında
Bir tutam umut takılır ayağıma
Bin gün beklerim
Yeni çiçek açmış
Yabani bir sevdanın kokusu
Alamut rüzgarına biner gelir
Arkasından
Bağrında çığ saklı bir tufan
İçin için yanaraım
Koca bir tarih çöker üzerime
Bir bakmışım aynı yerdeyim
Şimdi ben seni nereden bulacağım
Kanadını sardığım kuşun yarası iyileşti
Gönlünü de bir delikanlıya kaptırmış kızım
Ne hakkım var ki saatleri ayarlamaya
Bir tabuta omuz vermenin
Kime ne faydası varsa
O kadar muhtaçmışım der,
Bir karaağaç fidanına tutunur
Uçmanın vaktini beklerim
Belki biraz sancılıdır bilmem
Hani o hicaz şarkıdaki gibi
Neylerim ki sene çatabilmirem
Kim bilir kaç hasret tükendi
Çoktan evine dönmüştü
Mektup yolladığımız uçurtmalar
Artık aklıma bile gelmiyor
Bayramlık ayakkabılar
Sabah ezanı duyuluyor minarelerden
Uykum kaçıyor
Kapısını açık bırakıyorum evimin
Tanıdık telaşlar doluşuyor
Bir isim düşüyor aklıma
Kim bilir kaç yıl sonra
Parmaklarımı kavrıyor küçücük elleri
Yüzümden bir tebessüm düşüyor
Yerini bilmediğim topraklara
Biliyorum, güller açıyor
Sığırcıklar uçuyor
Kömür gözlü bir çocuğun şaşkın bakışlarında
Bazı dualara iki avuç yetmez
Zaman da her oluktan akıcı değildir
Şimdi ben sana nasıl kızacağım

Yorum bırakın