KAFDAĞI’NDAN FİRAR EDEN KUZGUN

Bu gün bir sabah var ki kül rengi
Rüzgar soğuk
Bu son olsun dedim kendime az önce
Bu siyah beyaz son filmdir
Sonunda kurtlar iner şehre
Boynuma geçirirler dişlerini
Musa’nın tahtından bir şule düşer
Ahraz ruhumun kanatlarına
Gözümün önünde kırmızı kaplı kitaplar
Bu ne nankörlüktür insanoğlu!
Onca bilirim bilinmeyeni
Bu ne yüktür
Bu ne dolaşık iptir sırattan ince
Gözü kara kızların sözünden keskin
Mezar taşlarından da ağırdır
Kolay değil söze katran sürmek
Kaç leyla daha kaybolup gitmeli
Mürekkep kurumadan önce
Bir gecede kalmak yok mu?
Aklımı bırakacak bir yer?
Bir çaresiz çakıl taşı
Kaldırabilir mi bu göklerden yağanı
Kafdağı’ından firar eden kuzgunu
Bülbülleri öldürmeden kim dinler
Bu gün bir kader var ki kül rengi
Yollar bine çıkmış
Pusula denize düşmüş
Sis çökmüş aklımın başına
Topuklarını kuma vurarak ağlıyor bir çocuk
Babasının cebinde elmas bir bıçak
Uzak diyarlara dikmiş gözünü
Dur! diye bir ses geliyor
Serçe yürekli bir taştan
Ben akıyorum nereden bilsin
Rüzgar soğuk
Ciğer sökük
Kime ne diyeyim
Parıldıyor ıslak kanatlarım
Omzumda bir Mauser
Kundağı kırık
Zaten titriyor ellerim
Kime ne diyeyim
Hava karanlıksa karanlık
Rüzgar soğuksa soğuk
Geceler gider
Tepeler paslanır
Çöller ıslanır
Kuşlar ölür
Kime ne diyeyim

Yorum bırakın