ZAMAN ÇÜNKÜ

Belki şehirler arası bir otobüs yolculuğu
Belki de Selim’in arkadaşı ve ihtiyar dostu
Bir isyan var şehirde bir yerlerde
Umrumuzda değil
Ne partizanlar ne idealist aşıklar
Okumuş sokak çalgıcıları
Ve bir kumpanyadan kaçmış
Garip elbiseli adam
Ben kitaplarını yakmış bir derviş
Sen bir akrep, iğnesi ateşe düşmüş
Sayılı gün gibi işte anlıyor musun?
Geçse bir türlü geçmese başka yangın
Bitecek biliyorum, ölüm gibi
Ve aklımızda kalacak
Gizli bir günah gibi
Sonra belki bir mahşer günü
Kim bilir kaçıncı kıyametten sonra
İçimizde bir sızı uyanır
Bir akordeon tınısında
Yüzümüz de güler belki
Ben yanmışım, sen birikmişsin
Hatta belki ağlarız
Patlayan bir bomba telaşıyla
Ben sana ateşim sen bana zehir
Yine de çekme ellerini üzerimden
Ben sevmekten ve susmaktan yaratıldım
Sen okyanus ve isyandan
Ne bende sana yol olacak kumaş var
Ne de sende bana liman
Yine de gözlerim gözlerindedir
Zaman çünkü
Zaman bu defa bir tuzağa düştü
Hapsoldu bir trenin
En manzaralı vagonuna
Ya da denizaşırı bir geminin
Süvari kamarasına
Ağlayan çayırların şarkısını çalıyor
Umuttan zehirlenmiş bir delikanlı
Sesini işitiyor
Peşlerine takılıp gidiyorum ben de
Bü dünyaya alışamamış ne kadar adam varsa
Zaman çünkü
Bu sefer zaman beni ürkütüyor
Koğuş duvarları doldu çiziklerle
Fır dönüyor sanki dervişin akrebi
Hava krarıyor biraz daha
Göçmen kuşlar yuva kuruyor
Güneşli diyarlarda
Hiçbir filmin sonunu beklemedim ben
Ve hiçbir sonu beklemek
Korkutmadı beni bu kadar
Soğuk ve zehirli bir hançer gibi
Göğsümde hissediyorum parıltısını
Yine de çekme ellerini üzerimden
Lakin bilmesin kimse
Ne olur
Sevmeye tövbe etmesin saat
Düşmesin akrep ateşe

Yorum bırakın