YENİDEN DOĞMAYI ÖĞRENMEK

Günlük telaşlar arasında
Tüketirken ömrümüzü haybeye
Öyle fazla derinlere dalmadan
Korkmadan, çekinmeden, utanmadan
Herkesin anlayabileceği bir dille
Çocukların ve kuşların
Dilencilerin ve politikacıların,
Devlerin, ejderhaların, kuklaların
Hatta dilsizlerin ve yarınların
Herkesin anlayabileceği bir dilde
Söylemek istiyorum
Seni nasıl sevdiğimi

Karlı bir Ocak sabahında
Doğu ekspresinin
En sıcak kompartmanında
Bir elimde çay bir elimde sigara
Dünyanın en güzel manzarasına bakar gibi
Başın göğsümde
Yüzümüzde görülmemiş bir tebessüm
Bütün savaşlar durmuş sanki
Bütün katiller ve kıskançlar ölmüş
Sevenler kavuşmuş
Yani bütün dertler yok olmuş
Cennet diyorum anlıyor musun?
Cenneti sevdiğim gibi sanki

Belki bir hüzün çökmüş üzerime
Yıllar geçtikten sonra aradan
Tüm hatıralarımı alıkoyan
Tüm hafızamı istila eden
Aşk gibi
Gözlerin yeniden doğmuş
Adın düşmüş üstüme
Elimde bir acı kahve
Her fincanına kırk ömür bıraktığım
Her yudumuna bir günce
Ninniler söylerim uykusu kaçmış
Ne kadar ceset varsa
Ninniler söylerim geceye
Ağlayan kemanları avuturum
Küfredip dönenceye
Belki yıldızlı bir gökyüzüne
Gülüşünü çizerim ağlayarak
Çakallar eşlik eder ormanın içinde
Bir kamp ateşi yanar çıtırdayarak
Hasret diyorum yani, anlıyor musun?
Hasreti sevdiğim gibi

Mektuplar yazarım anlamsız cümlelerle
Ucuz kalemlere yazmayı öğretmek
Cizikler atarak bileklerime
Korkak askerlere ölmeyi öğretir gibi
Sonra Milena’yı hatırlarım
Gelmeyecek mektupları beklerim gecelerce
Uçurtmalara binip gökleri gezerim
Akşamları acı şaraplar içerim
Bol kepçe lokantalarında
Dolaşırım meydanları, çarşıları
Metrolara binerim sebepsiz
Kuzguncuğa yürürüm
Çay içerim ekmek teknesi sokağında
Sakladığım resimlerine bakarım
Yazarken bile sakladıklarına
Çikolata kabuklarına
Şarkılarımızı dinlerim tek tek
Senden haber gelsin diye beklerim
Heyacanla ve korkarak
Neden bu kadar hüzünlü
Son otobüse yetişmek
Heber de gönderemem sana, korkarım
Ne vardı ki söz verecek
Eve geldim haberin olsun
Dolabımı da topladım
Söz verdiğim gibi
Geç uyudum, erkenden uyandım
Bir de sigara yaktım
Gözümü açar açmaz
Özlemek diyorum deli kız, anlıyor musun?
Özlemeyi sevdiğim gibi.

Eski evin balkonu
Sobanın üstünde demlik
Radyoda güzel bir türkü
Bahar gelmiş üstelik
Gece çökmüş, itler uluyor
Uzak köylerin ışıkları var burda
Orada denizin kokusu
Bir ses işitiyorum kapıda
Kek getirmiş tepedeki komşu
Seni anlatıyorum kime çatsam
Buğdaylara, ahlatlara
Kamelyalara, bayraklı tepeye
Meşe çalılarına, yıkık çeşmeye
Tüfeğimin kundağına
Kundaktaki bebeklere
Eski binalarda arıyorum seni
Şehirlerarası yollarda
Bazen Toros bazen Avanos
Kimi zaman sütliman denizler
Kimi zaman bozkırda
En çok da İstanbul
Ondan sonra Ankara
Ömrüm kaç durakta takıldıysa
Hatıra diyorum hatıra, anlıyor musun?
Hatıraları sevdiğim gibi.

O umarsız gülüşün
Gülmek ne demekse öyle
Baharın gelmesi, toprağın dirilmesi
Bahçelerin kokusu
Gökkuşağının rengi gibi
Her şey sen bakasın diye var sanki
Kainatı gözlerinden izlemek olmalı
Bahtı şen insanlığımın kaderi
Çiçeklerin telaşı da bundandır
Ellerine mi yakışsınlar saçlarına mı?
Şiirler ve şarkılar
Ayrılık, hasret ve hatıralar
Hatta ozanlar ve zindanlar
Kalem, mürekkep, divit
Hatta kelimeler ve kağıtlar
Hepsi seni anlatmak için var
Senin için can verir
Züleyha gözlü ceylanlar
Aslı, Şirin, Leyla
Seni kıskanıp yandılar
Ondan kaçtım kuyulardan
Unuttum bildiklerimi bilerek
Külleri bırakıp ondan çıktım güneşe
Yürümek yok saklanarak
Kadere yer gösterdim gönülden
Eşkıyalara, haramilere
Umutlara ve çaresizliğe
Bıraktığım yükleri topladım yeniden
Yeniden doğmayı
Öğreneyim diye
Sen bir duasın, bir vaha
Belki bir seraptı gözlerimdeki
Ölmeliyim bir daha
Nefesin Sûr’dan yapılmış
Gülüşün cennetten
Ellerin yalın kılıç
Gözlerin mahşerden
Yani seni diyorum, anlıyor musun?
Seni sevdiğim gibi.

Gündelik telaşları da
Kıyametlik emelleri de
Hırslarıyla, kavagalarıyla
Bütün dünyayı işte
Yalçın dağları
Kızgın çölleri
Sonsuz okyanusları
Taşkın nehirleri
Yollar nereye çıkacaksa artık
Sen Hızır ben Musa
Yeniden doğacaksam eğer
Sen varsın diye
Bu ihtiyar dünyaya.

Yorum bırakın