KAYBOLMAK

Ne güzel şu karanlık
Şimdi gitmek lazım sormadan
Yağmurlar yağarken
Usul usul yürüyerek
Sanki tüm şehir arkandan bakıyor
Pişmanlık ve hüzünle
Kaybolmuş bir filmin peşine düşüp
Yıkılmış heykeller götüren bir gemiyle
Belki de gitmek lazım
Kar da hiç böyle güzel olmamıştı
Zaten kar en çok
Karanlığa ve yalnızlığa yakışır
Yabancı bir ülkenin ortasında
Belki bir uçurum kenarında
Yetmiş yaşlarında bir taksici ve ben
Dilimden dökülür gözyaşı gibi
Rüzgara karışır kelimelerim
Sonra bir tren bir gece vakti
Yurt tutulası şehirlerden geçerken
Ben, henüz bitmiş bir savaşın
Muharebe meydanında bulurum kendimi
Çöl olmadan az önce
Terk edilmiş evler
Öfkesini dindirmiş bir sel
Rahat bırakmış yollar beni de
Topuklarımı ıslatır pembe sular
Vurulmuş bir evin mahzeninde saklanan
Yaşlı bir adam kaybolacak sonra
Hep bir ağızdan okunan
Bir ağıta denk gelip gidecek
Sevdiklerini bu şehirde bırakacak
Sonra da film dengeye gelecek
Şarkısını bende bırakarak

Üşüyorum, rüzgar var, ayaklarım ıslak
Ateş yaktım ahşap bir evin anılarında
Tanımadığım insanlar toplandılar
Sabahlar korkuturken herkesi
Gündüzden de kaçamadık ve acıktık
Gidecek başka yerler var mıydı?
Geri dönmek mümkün müydü?
Derken bir çingene kervanı
Beni rüzgarlı bir ovaya götürdü
Güneş sönmeden az önce
Yaşlı bir at ve başka bir adam
Taşları eskimiş bir kuyu
Sarhoş bir doktor
Ölü bir balina şehrin ortasında
Yıkılmış bir barajın suları gelecek
Sallar üzerine ateşler yakılacak
Eski bir şehir otobüsü bir tabuta dönecek
Sonra İrimiaş gelecek
Ben de peşlerine düşüp gideceğim
Nasılsa kimse bilmez beni
Herkes zehirlenmiş
Sırtlarında ölüm taşırlar
Elleri ancak kaybolarak tutulur
Ve bu böyle sürüp gider
Keşke anlasan beni

Ben böyle işte
Kaybolmuş insanlarla söyleşerek
Kendilerini ararken
Biri geçmişten gelen bir nakkaş
Biri anıtlar üzerinde nutuk atan bir deli
Bir tren rayının peşine düşmüş üç adam
Kocasını bekleyen bir kadın
Yürüyen masalar arasında
Asker olmuş ihtiyar bir çocuk
Kendi evini yakmış bir diğeri
Başka bir yıldıza giderken bir adam da
Açlıkla intihar etmiş bir papaz
Kaçarken bir idam mahkumu
İşgal edilmiş bir şehrin zindanından
Nezarete düşmüş bir yankesici
Siyah beyaz bir perdeye yansır
Kırmızı boş bir vazonun gerçekliği
Ve Noriko’nun akmayan yaşları
İnancını yitirmek üzere bir din adamı
Kitaplardan canlanan mekanlar
Hayat arasındaki boşluklar ve, ve…

Yani işte böyle
Senin olmadığın yerlerde seni aramak
Tehlikeli ve görmezden gelinen
Alabildiğine gerçek
Hayat gibi
Ah bir bilsen, ah bir bilsen
Hiçbiri su dökemeyecek ellerime
Görüyorum, uzak değil
Ölmeselerdi benden öğreneceklerdi
Ah bir bilselerdi nasıl korkuyorum
Ölümsüz olmasalardı kendilerinden utanacaklardı
Ben işte böyle kaybolmuş
Ve bütün yollar kalbimde
Sen gittiğinden beri yürürüm
Gözlerim kapalı, ellerim ceplerimde
Ah bir bilsen öyle korkuyorum ki
Heba olacak sanki bütün geçmişim
Kıyamet zamanını yakına çekmek
Ve bir bahane ile her şeyi yok etmek
Ben anlayamıyorum
Seni aramak nedir
Senin olmadığın yerlerde
Ne olursun anla beni
Kırk yıl kötürüm, şu pencereden
Kırk yılda, bilirim nasıl değişti herşey
Kırk yıl geçti her gün
Gözlerimin önünden
Sen gittin ve beni bu evden attılar
Ah bir bilsen nasıl ürkek şimdi
Seni arıyorum
Yoksa
Aklım da ermiyor ama
Yoksa bir savaşa sürecekler beni
Savaşmak mesele değil de
Ah bir bilsen

Yorum bırakın