SENİN ADIN GÜNEŞ OLMALI
Bir sabah uyanır heybetli ve hasta bir adam
Herkesten önce terk eder şehri
Ve bir kadın bir meleği yerinden eder
Son sözlerini saklayıp
Mavi gömlekli bir yeşile
Belkıs’ın sarayından kaçıp
Yedi vadi arkasına saklanır
Çünkü
Ölmesi zamansız olan adamları kuşlar,
Kuşları da güneşsiz kadınlar uyandırır
Gün gelir, karanlık çöker
Yavru bir güvercin çalarım yuvasından
Seni anlatarak büyütüp
Can veririm canımdan
Ay kararınca olsun
Sen de bir turna uyandır uykusundan
Kanadından öpüp uçur gitsin
Bulurum ben kokusundan
Şimdi şu gözlerine bakacağım
İçinde bin meçhul kader
Kapandıkça kirpikleri hesapsız
Bir kadim kitap daha
Kızıldeniz’e düşer
Bu böyle
Bir defa gelir kainatın başına
Yıldızlar dengeye durur
Bir yol açılır kıyametten kaçacak
Hücresini yıkıp, köklerini söküp
Bir çınar kurumuş yatağından
Göğe filizler verir
Nefesinle şifa bulup sadık bir rüya gibi
Yeryüzüne iner de mermerden bir rahmet
Ben yağız bir ata binip dağlara sürerim yolumu
Arkamdan bir kervan dizilir belki
Güneşe giden bir geçit açılır
Ne acı, ne buruk
Bütün kelimelerin anlamı değişecek
Sevmenin adını bir sen bir de ben
Ne acı, kimseye diyemeden
Vicdanda bir azap gibi
Taşıyıp duracağız
Gün gelir de doğarsa güneş
Ömrü nasıl avutacağız
Mazi için her gün
Sahte sözler vermeye alışmak
Kırıldığının farkında olmayan kalplerin
Her gün yüzüne bakmak
Ne acı, ne buruk
Herkes kendi işine bakacak
Sen uyandıracaksın
Ben uçuracağım
Turnaları ve güvercinleri alıkoyup
Gözlerin baktığı bulutlara
Otuz kuş koyacağım
Yoksa korkarım bu küheylan yürümez
Sen de gönlünü ferah tut
Güvercin yalnız bir avucu tanır
Giden turnalar da geri dönmez.

Yorum bırakın