Yürümek zamanı şimdi
Sırtımda taze bir mezar
Ellerimde ürkek kalemler
Ardımda alacaklı bir ömür koyup
Unutulmuş bir sözün peşine düşmek
Mukadder çığlıklar doldurdum heybeme
Suları ve sözleri temizleyeceğim şimdi
Bir dağdan kor çalıp
Bir gökten demir
Dirilten kılıçlar döveceğim göğsümde
Ben burada olmayacağım
Ve bu özlemi de götürüyorum yanımda
Neden dokunduğum yer çiçeklenir sanırsın?
Ben şahların ve hanların neslindenim
Ne bırakmak yakışır bana ne durmak
Doğuştan nasırdır kalbim ve dizlerim
Nasıl yürünür bilmem bataklıkta ama
Korkma çakalların uluduğu taraftan gelirse sesim
Sen yalnızca kendi önünde eğil
Hayat dediğin kalabalık savaşlardan ibaret
Benim de başım aklımda değil
Nasıl da geçti seneler
Nasıl da katlandım mecbur gülüşlere
Bilemezsin nasıl bekledim
Anılar gömdüğüm bu mezarın başında
Şimdi yürümek vakti
Bilirim bu yollar sonsuza gider
Ama hasret, öldürür bekleyenleri
Ne kaçmaktır arzum ne bulmak
İnan yorulmuş da değilim
Ölümlü bir uykudan uyandırdın beni de
Bir emanet buldum koynumda
Bir sabah açtığında gözlerini
Pişmanlıklar huzura döndüğü zaman
Bir imkan var mı bilmiyorum
Kıyamet kovulduğu zaman
Aynı şaşkın gözlerle
İlk defa uyanır gibi uykumdan
Bir müjde getirmek için kapına
Yürümek vaktidir şimdi
Bu bir hayal değildir çünkü
Ben seni mutlu fotoğraflarda bıraktım
Ve unuttun saydım
Mutlu ve şaşkın günlerimi
Yoksa bana ağırdır bu mezar
Kışı kaybolmuş günlerin
Gündüz karanlığında
Bir telaşa düşen ayaklarım
İnsanlığımın hükmünü yazar
Yani kaderdir diyorum üzülme
Sana rüzgardan bir kısrak
Bana topraktan bir düğüm
Belki bir gün kesişir yollar

Yorum bırakın