ACEMİ BİR ŞİİR

Ben hala aynı pencerenin önündeyim
Manzarası fabrikalar ve parmaklıklar
Bir hatıra solumakta ciğerlerim
Dökülmüş kahveler yarıda kalmış çaylar
Kurumuş kitap sayfaları çevirir elim
Havasız susuz bulutlar maziden bakar
Güneş üçüncü defa doğdu korkuyorum
Aynı yerden çıkar karanlık koridorlar
Ben hala aynı pencerenin önündeyim

Geçmiyormuş üzgünüm, hiç geçsin de demedim
Unutmuş derlerse inan, adın çıkmadı ağzımdan
Sandıklara sakladım görünmez siyah kefenim
Yüzüme de kök salmış al çiçekli bir orman
Haberin gelir bazen soluklanır gülerim
Kuş uçurup güneye umut kurarım kardan
Değişir gökyüzü yanar durur her mevsim
Ver her şey yıkılır hep sağ kalır bu zindan
Geçmiyormuş üzgünüm, hiç geçsin de demedim

İhanete benziyor böylesi hür yaşamak
Ellerini arıyor azat ettiğin kelepçe
İnsanın kaderidir dağların yükünü taşımak
Sözlerden kaçıyorum korkakça ve erkekçe
Hayat akıp gidiyor ve yükseliyor basamak
Kafdağını ne bilsin göğsü kararmış serçe
Ölüme yaklaştırır kör yarayı kaşımak
Her tebessüm sevinci bir görünmez pençe
İhanete benziyor böylesi hür yaşamak

Bir gemi demir alır fırtınaya doğru
Gözleri kara daha üç olmadı yaşı
Kırk sene koyup geri yırtarak bağrı
Şeytan melek demeden fırlatır taşı
Kaç sene sürecek bu sancılı ağrı
Bilmeden dümen kırar meçhule karşı
Artık bir Allah bilir ne yanlıştır ne doğru
Belki bir kum tanesi titretecek arşı
Bir gemi demir alır fırtınaya doğru

Sıcak nehirler akar okyanus ortasından
Yeşile bürünür yalan mavisi sular
Cennetten meyveleri saçarak oltasından
Şeytanlar iz gösterir geçilmez yollar kurar
Dualar tutar beni bir mahkum voltasından
Bir kartalın pençesi denizi kana bular
Aç balıklar kaçışır kaderin forsasından
Ölüm çiçeklerini külsüz ruhuyla sular
Sıcak nehirler akar okyanus ortasından

Tuz yağar göklerden kurakça bir yaz günü
Hançerli göğsümde taze yaralar büyür
Titreyip dururum gömleğim de it yünü
Baktığım ufuklarda taze umutlar çürür
Unutmam bilirsin ne bu günü ne dünü
Varlığın ötesinden lal bir inşirah yürür
Genişler vatanı ahın, acım yıkar köyünü
Çatlamış toprağımı hayalet yosunlar bürür
Tuz yağar göklerden kurakça bir yaz günü

Her günüm bir kabus uyanamam uykudan
Yol almak yürümek yiğitlerin işidir
Sıcak bir cesedin canı çıkar korkudan
Salasını bekleyen kaybolmuş er kişidir
Belki de yüz yıl sürer eksilmez hiç coşkudan
Kabirden yer tutmak korkunun yitişidir
Temizlenir boş sözler nur iner bir şarkıdan
Ömrün geri kalanı şükürden söz işitir
Kıyametlerden önce uyanırsam sorgudan
Yolculuk bundan sonra ölümün gidişidir
Her günüm bir kabus uyanamam uykudan

Ben hala aynı pencerenin önündeyim
Manzarası fabrikalar ve parmaklıklar
Bir hatıra solumakta ciğerlerim
Dökülmüş kahveler yarıda kalmış çaylar
Kurumuş kitap sayfaları çevirir elim
Havasız susuz bulutlar maziden bakar
Güneş üçüncü defa doğdu korkuyorum
Aynı yerden çıkar karanlık koridorlar
Ben hala aynı pencerenin önündeyim

Yorum bırakın