AŞK VE HAFIZA

Her şey çok basitti aslında ancak her şeyi biz zorlaştırıyorduk. Aşk tek kişilik bir eylemdi fakat İnsan’ın tek başına gerçekleştirebileceği tek eylem sadece karar vermektir. İnsanın kendi özgür iradesiyle yapabileceği tek şey budur: karar vermek. Aşk ise hep kararların çaresiz kaldığı zaman yapışır insanın yakasına. Öyleyse aşk nasıl tek kişilik bir eylem olabilir ki? Şimdi diyeceksiniz ki insan tek başına ölmez mi? Bilmiyorum. Onu da ölüp yeniden ve başka bir zamanda dirilen bir aşığa sormak lazım.

………

– Erkin Koray’dan dinledik. Seni Her Gördüğümde. Bu şarkıyı bize hatırlatan Ufuk Bey’e çok teşekkür ediyorum. Kendisi bizim müdavim dinleyicilerimizden biri olma noktasında beni heyecanlandırıyor. Gerçekten hem sohbeti hem seçtiği şarkılar Kül Rengi Denizin Küçük Sandalı’na göre. Tekrar teşekkür ediyoruz ve hattımızdaki yeni konuğumuza merhaba diyoruz. Hoşgeldin yolcu!

– Merhaba Hoşbuldum

– Kendinizi tanıtmak ister misiniz hanımefendi.

– Biraz heyecanlıyım kusura bakmayın. Hmm tanıtmasam…

– Peki. Size nasıl hitap edebilirim?

– Bilmiyorum.

– Iııı Anlıyorum. Tamam o zaman, Gizem diyelim mi size. Programımızı dinlediyseniz bilirsiniz. Kendini tanıtmak istemeyen hanımlara Gizem, beylere de Sırrı diyoruz.

– Nasıl isterseniz.

– İçimden bir ses sizin sıradan biri olmadığınızı söylüyor… Nurullah Genç’in bir şiiri vardır Rüveyda diye, bilir misiniz?

– Evet.. Yıllar önce okumuştum sanırım.

– Güzel. O zaman size Rüvayda diyleim. Evet, tekrar hoşgeldin Rüveyda.

– Hoşbuldum.

– Programımızı dinler misin sürekli yoksa kazara mı takıldın.

– Sürekli dinlemiyorum ama yeni haberdar olmadım.

– Hmm. Güzel. Demek eski bir dostu dinleyeceğiz. Peki Rüveyda hanım. Sizdeyiz. Beş dakikanız var. Buyrun lütfen.

– Ne kadar zaman olduğunu bilmiyorum. 382 günden sonrasını hesaplamdım. Neden şimdi aklıma geldiğini ise söyleyemem. Eskiden olsaydı umursamazdım. Neyse, ben yıllar önce diyeyim. Yıllar önce bir adam tanıdım. Öylece köşesinde oturup işine gücüne bakan bir adam işte. Önemsememiştim önce. Çünkü hem herhangi biriydi hem de ben erkekleri çok iyi tanıdığımı düşünüyordum o zamanlar. Gerçi hala öyle düşünüyorum, fikrimi sadece o değiştirmişti. Bu istisna da bir daha bozulmadı hiç.

– Özür dileyerek araya giriyorum. Tüm erkek dinleyicilerimiz adına bir itiraz hakkı doğdu. Fakat bu hikayeyi bir tartışmaya da döndürmek istemem. Bizi dinleyenler bilir. Size de bildirmek durumundayım. Sadece hikayeler önemlidir bizim için. Bu program birilerine nasihat ya da akıl vermek için değil. Sadece hikayelerimizi paylaşıyoruz hepsi bu. Hikayenizi merak ediyoruz fakat onun haricinde bir yere gidecekse bu konuşma bağlantıyı kesmek durumunda kalacağım. Sözünüzü kestiğim için tekrar özür dilerim. Buyrun devam edin lütfen.

– Yok… Öyle bir derdim yok. Sadece aklımda nasıl kaldıysa öyle anlatmaya çalışıyorum.

– Tamam o zaman. Tekrar sendeyiz Rüveydacığım.

– Sakin biriydi. Bir defa bile öfkelendiğini görmedim. Sesinin yükseldiğini bile duymadım. Tepkileri, hareketleri o kadar doğaldı ki, bir insan nasıl bu kadar temiz kalabilir diye şaşırıyordum. Tabi öyle değilmiş. “Bile bile belaya gidene merhamet edilmez” demişti bir defasında bana. Kandırılacağını bile bile insanlara inanmayı tercih eden biriydi. Kandırmışlar hep. Hikayelerini anlatmıştı bana. Önceleri bu ne aptallık diye düşünmüştüm. Ama onunki aptallık değilmiş. Kalbi büyükmüş. Bunu anladığımda çok kıskanmıştım onu kandıranları. Böyle bir kalbe girebilmeyi ne kadar çok istediğimi fark ettiğimde ise iş işten geçmişti. Aşık olmuştum ona… O günden sonra ben bir daha eskisi gibi gülemedim…

– Sorun neydi?

– Sorun… Sorun olmayan tek bir şey bile yoktu ki… Bense başlarda bütün sorunları görmezden gelmeyi seçmiştim. Ne olacaksa olsun diye düşünüyordum. Tek derdim onu etkilemekti. İsteğimi de gerçekleştirdim. Bana olan bakışları değişmişti. Benden hoşlandığını hissediyordum. Bu çok netti. Çok temizdi çünkü. Saklayamıyordu. İstediğimi elde etmiştim. Keyfim yerindeydi. Sonra… Nasıl oldu bilmiyorum… Korkmaya başlamıştım. Zaman geçtikçe bağlanmışım fark etmeden. Tanıdıkça da daha fazla bağlanıyordum. Bu durum beni korkutmaya başladı zamanla. Fakat artık çok geçti. Her şey kontrolümüzden çıkmıştı. Kadere ben o zaman inanmaya başladım. Olacakların önüne geçemiyordum. Uçuruma doğru sürükleniyordum.

– Ne var ki bunda? Sevmenin neresi kötü.

– Sevmek kötü bir şey değil elbette ama olmazdı. Evet seviyordum ama olmazdı.

– Biraz açmanızı istesem ayıp etmiş olur muyum? Merak ettik gerçekten.

– Cengiz Aytmatov’u bilirsiniz. Onun kitaplarında hep bir imkansızlık vardır. Dünyada yazılmış tüm romanları okumadım tabi ki ama Aytmatov romanlarındaki sıkıntılar diğer romanlardaki gibi değildir. Diğerlerini okurken isterseniz kendi hayalinizde hikayeyi yeniden yazıp her şeyi kendi istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Fakat Aytmatov’un romanlarında bunu yapamazsınız. Çünkü öyle kader bağları vardır ki ne yapsanız sonuç değişmez. Bizimki öyle bir şeydi. Hiçbir hesaba uymuyordu. Onu bu kadar çok sevmeseydim her şeyi yapardım. Gerekirse bütün dünyayı yakardım. İnanın bunu yapabilirdim. Fakat beni öyle bir noktaya getirmişti ki kendimi düşünemez olmuştum. Ölmeyi bile düşünüyordum fakat yine onun yüzünden bunu bile yapamıyordum. Bana sevmeyi öğretmişti. Gerçekten sevmeyi bilen kaç kişi vardır bu dünyada bilmiyorum. Onun için gitmekten başka çare kalmamıştı bana. Hemen gitmek istedim fakat bunu da yaptırmadı bana. Kadere harfi harfine uymak zorunda hissediyordum kendimi. Öyle de oldu. Ondan önce asla kadere razı olmadım ben. Asla! Hiçbir zaman. Asla! Fakat beni öyle bir noktaya getirmişti ki bile bile yangına girmeye razı olmuştum.

– Rüveydacığım! Beş dakikamız doldu maalesef. Fakat bu seferlik bir istisna yapıp istediğin kadar konuşmana müsaade ediyoruz. Bu hikayeyi yarıda kesersem yolcularım beni linç eder. Lütfen devam et. Merakla dinliyoruz.

– Hani o şiir var ya, Yavuz’a atfedilir. Arslanlar pençemin altında inlerken bir ceylana esir oldum gibi bir anlamı var. Orijinal halini de bilen bilir zaten. Öyleydi işte. Gücüm tükenmişti. Elimden bir şey gelmiyordu. Bu saf adam benim gibi bir arslan avcısını köşeye sıkıştırmıştı. Yapacak bir şey yoktu. Teslim olmuştum. Kaderi sanki o belirliyordu. Zaman, o nasıl isterse öyle akıyordu. Ve beklenen gün geldi. Yollarımız ayrıldı. Ben kahrolacağımı sanıyordum. Dünyaya küsmek işten bile değildi. Aklına geleni yapmakta tereddüt bile etmeyen ben, bile bile sürgüne razı olmuştum…

– Susmanızı fırsat bilerek araya giriyorum. Rüveyda Hanım. Anlattığınız hikaye o kadar şahane ki hiçbir şey anlatmadan her şeyi anlatıyor. Biz saatlerce dinleriz. Dinleyicilerimi, ben onlara yolcu diyorum, iyi tanırım. İnanın saatlerce dinleriz. Fakat karar sizin. Israr yok.

– Anlatacak çok bir şey yok aslında. Uzun zaman önce yaşanmış bir şeydi. Çocuk ruhlu sandığım bir adam beni perişan etti. Hepsi bu. Nereden bilebilirdim ki böyle basit görünüşlü, sessiz, çocuk temizliğinde bir adamın bu kadar güçlü olabileceğini. Neyse. Şunu söylemek istiyorum son olarak. Muhtemelen beni çoktan unuttu. Muhtemelen çok başka bir hayatı var. Ona kalsa beklerdi beni ama kandırmıştır biri. Öldürmüşlerdir kaç kere. Sesimi duyacak mecali kalmamıştır. Yine de o dinliyormuş gibi konuşacağım.

– Hikaye bitti mi?

– Hikaye çok uzun. Siz dinlersiniz ama ben daha fazlasını hatırlamak istemiyorum. Aslında tüm hikayenin sadece girişinin bir kısmını anlattım sadece. Benim için her şeyin başlangıcını. Şimdi de sonunu anlatacağım. Arada kalan hiçbir şeyi hatırlamak istemiyorum. Olayların önemi yok zaten. Hatırladığım tek şey kesif bir hasret.

– Peki. Dinliyoruz.

– Benim sürgünüm bu gün bitti. Cezamın ilk kısmını çektim. Verdiğim sözü tuttum. Başlarda çok zorlandım. Sonra yavaş yavaş alıştım. Bazen ümitsizliğe kapıldım. Ama bitti. Ben sözümü tuttum. Bundan sonra her sabah seni sözleştiğimiz yerde bekleyeceğim. Fakat ne kadar gücüm kaldı bilmiyorum. Lütfen… Daha fazla beklemeye tahammülüm kalmadı.

– Rüveyda! Çok teşekkür ediyoruz sana. Gerçekten uzun zamandır böyle güzel bir hikaye dinlememiştik. Yüreğine sağlık. Biz inanıyoruz beklediğin gün sandığından da çabuk gelecek. Bundan sonra yani hayatının geri kalanında yüzün hep gülsün inşaallah. Seni sevgiyle uğurluyoruz. Lütfen yine gel. Şimdilik sana güle güle diyoruz. Bize son söz olarak çalmamızı istediğin şarkının adını söylüyorsun ve bağlantımız bitiyor. Biz böyleyiz. Teşekkür ve veda kabul etmiyoruz. Sadece bize bir şarkı ismi söylüyorsun ve hep burada kalıyorsun. Evet Rüveyda. Sendeyiz.

– Fincana kahve koydum gel.

……….

Bazen böyledir. Cengiz Aytmatov gençliğinde, savaş zamanında, askeriyede görevliymiş. Görevi ise askerde şehit olan askerlerin acı haberini ailelerine haber vermekmiş. Cengiz’i görenler yolunu değiştirirmiş bu yüzden. Kimse yüzüne bakmazmış. Kaderin nasıl bir şey olduğunu ondan daha iyi bilen kaç adam vardır ki? Bezen böyledir işte. Hayat senin istediğin gibi olmaz. Bir sele kapılmış gibi olursun. Hiçbir hesap tutmaz. Direndikçe yaralanırsın. Yapmak gereken tek şey kendini akıntıya bırakmaktır. Hesapsızdır lakin o kadar da acımasız değildir. Bir yerde illaki tutunacak ve kendini kurtaracak bir dal bulursun. Kesin olduğunu bildiğim bir şey varsa o da budur. Tutunacak bir dal illaki bulursun.

……….

– Merhaba güzel bayan. Müsaade ederseniz masanıza oturup size bir kahve ısmarlamak isterim.

– Seni nasıl özlediğimi tahmin bile edemezsin. Seni döveceğim bir gün, yemin ederim seni döveceğim.

– Neden kendini tanıtmadın. Kendimi zor tuttum. Programı bitirip direkt hatta almamak için zor tuttum kendimi.

– Nasıl tanıtayım kendimi. Ne zamandır tek haber almadım ki senden. Ne deseydim. Beni tanıyacağından bile şüpheliydim.

– Bi’ anlamı olacak mı bilmiyorum ama özür dilerim. Sana yaşattığım her şey için özür dilerim.

– Çok zordu. Çok zor sabrettim. Çok zor dayandım. Yüz yıl sürdü sanki. Hiç bitmeyecek sandım.

– Bitti. Her şey geçti. Ağlama artık. Geçti. Her şey geride kaldı. Affet beni no’lur. Artık ayrılmak yok. Korkmak yok. Her şey güzel olacak bundan sonra. Ağlama.

………

İnsan zamanla olgunlaşmaz. Zamanla armutlar olgunlaşır. Ya da ona benzer bir şey. Peyami Safa öyle demiş. Çünkü insanın olgunlaşması hiçbir zaman kolay olmamıştır. İsyan edecek bir şey yok. İnsan bunu daha dünya yaratılmadan önce kabul etti. O yüzden insan zamanla değil hatırlayarak olgunlaşır. Aşk mı? O da işte insan, hatırlamayı öğrensin diye var.

Yorum bırakın